Otoriteye Ne Kadar İtaat Ediyoruz?

Kültür ve Sanat - 03 Mayıs, 2021 - Okuma Süresi: 7 Dk.

03 Mayıs, 2021

Otoriteye Ne Kadar İtaat Ediyoruz?

“Otorite ve baskı ile normal insanlar dünyanın en büyük suçlarını işleyebilir mi?” Milgram, bu soruyu cevaplamak için biraz ürpertici ve etik açıdan tartışmalı olan bir deney düzeneği hazırlamıştır. Deney sonuçları ise oldukça çarpıcıdır.

Vicdanımızın sesini ne kadar dinleriz?

Gerçekten düşündüğümüz kadar vicdanlı mıyız?

İnsanlar nasıl bu kadar vicdansız olabilir?

Kim bu kötü insanlar?

Belki de doğru soru kimin bu kadar kötü olduğu değildir. “Bu kadar kötü olan şeyi yaptırtacak gücün” ne olduğudur.

2. Dünya Savaşı’yla birlikte insanoğlu kendi zalimliğiyle yüzleşmiş oldu. Nazi Almanyası; esir kampları, Yahudi işkenceleri, kitlesel infazlar gibi kan donduran birçok insanlık suçu işledi. Üstelik tüm bunlar yaşanırken çoğu insan sessiz kalmakla yetinmeyip bu sistemin bir parçası oldu. Bu suçlardan biri ile yargılanan Nazi Subaylarından Adolf Eichmann, işkenceler ile ilgili yargılandığı davada kendini “Ben sadece emirleri uyguladım” şeklinde savunmuştur. Bu savunma bilim insanlarının aklında oldukça ürpertici sorular uyandırmıştır:

 

“Eichmann gibiler bu suçları benimsiyorlar mıydı yoksa sadece otoriteye boyun eğdikleri için mi yaptılar?”

“Otorite ve baskı ile normal insanlar dünyanın en büyük suçlarını işleyebilir mi?”

“Biz de bu suçlulardan biri haline gelebilir miydik?”

İşte bu savunmadan yola çıkan Stanley Milgram, insanın otorite karşısında vicdanıyla çelişen eylemleri gerçekleştirme kapasitesini araştırmak üzere bir deney yapmıştır.

Yapılan deneye 40 denek gönüllü olarak katılır. Deneklere deney başlamadan önce “istedikleri zaman deneyi terk edebilecekleri” ile ilgili net bir bilgi verilmiştir. Deneyde 3 ana rol vardır: Araştırmacı (E) , Öğretmen (T) ve Öğrenci (L).

Otoriteye Ne Kadar İtaat Ediyoruz?

Deney kura ile bir öğrenci ve bir öğretmenin seçilmesi ile başlar.  Öğrenci seçilen kişi, araştırmacı tarafından elektrik şoku verilecek bir sandalye düzeneğine oturtulur. Sonrasında öğretmen farklı bir odaya alınır.  Araştırmacı, deney boyu öğretmen ile birlikte bulunur. Deneydeki amacı otoriteyi temsil etmektir.

Deneye göre öğretmenin görevi, kendisine liste halinde verilen sözcük çiftlerini öğrenciye öğretmektir. Kendisine verilen listeyi bir kere sesli şekilde okuyan öğretmen, sonrasında öğrenciye bu listeden sorular sorar. Öğrenci bu sorulara her yanlış cevap verdiğinde ise öğretmenden, öğrenciye 15 volttan başlamak üzere giderek artan ve 450 volta ulaşan elektrik şoku vermesi istenir.

Deneye başlanmadan önce, verilen elektrik şokları ile ilgili bir fikir oluşturması amacıyla öğretmene 45 voltluk bir elektrik verilir.

Otoriteye Ne Kadar İtaat Ediyoruz?

Bu şekilde bakıldığında deney oldukça zalimce gözükse de aslında deneyde gerçek anlamda bir elektrik şoku verilmez. Çünkü öğrenci rolünü üstlenen kişi bir işbirlikçidir ve başlangıçta yapılan kura da hilelidir. Kısacası öğrenci rolündeki işbirlikçiye elektrik verilmeyecektir ancak öğretmen rolündeki denek bunu bilmeyecektir.

Öğretmen rolündeki denek, soruları sormaya başlar. Öğrenci her hata yaptığında öğretmen elektrik şoku verir. Giderek voltu artan elektrik şokları ile öğrenci rolü gereği:

  • 75 voltta bir inleme sesi çıkarır.
  • 125 voltta gerçekten acı çektiğini söyler.
  • 180 voltta dayanamadığını bağırarak ifade eder.
  • 195 volta gelindiğinde kalp rahatsızlığı olduğunu ve deneyi durdurmalarını söyler.
  • 315 voltta sorulara cevap vermeyi reddeder.
  • Daha sonrasında ise sessiz kalır.

Tabii ki bu seslerin her biri önceden kaydedilmiştir.

Zaman içinde öğretmen rolündeki denek, durumdan rahatsız olduğuna ve deneği bırakmak istediğine dair şeyler söylediğinde araştırmacı, öğretmene devam etmesi gerektiğini söyler. Denek ısrar ederse araştırmacı; deneğin bir sorumluluğunun olmayacağını, elektrik şoklarının sadece acı vereceğini ancak hasar bırakmayacağını ve devam etmesi gerektiğini söyler. Araştırmacını 4. uyarısından sonra denek hala ısrar ediyorsa deney durdurulur. Eğer denek, deneye devam ederse öğrenciye 450 volt elektrik şoku 3 kez verilinceye kadar deney devam eder. Ki bu volttaki elektrik şoku ölümcül olabilir.

Sizce 40 deneğin kaçı 450 volt elektrik şoku verene kadar deneye devam eder?

Milgram deneyin öncesinde bu soruyu Yale Üniversitesi öğrencilerine sorar ve bir anket yapar. Anket sonucuna göre öğrenciler, deneklerin yalnızca %1.2'sinin bu kadar yüksek voltta elektrik vereceğini söyler.

Yani içinde sadist duygular barındırmayan kimsenin böylesine yüksek voltta bir elektrik şoku uygulamayacağını düşünürler. Ancak sonuçlar hiç de beklenildiği gibi çıkmaz.

Deneyin sonucuna göre deneklerin %65’i yani 40 denek arasından 26 kişi 450 volt elektriği uygulamıştır. Denekler her ne kadar bu durumdan rahatsız olmuş olsalar da hiçbir denek 300 volt öncesinde durmamıştır.

Üstelik farklı yerlerde yapılan benzer deneyler de benzer sonuçlar vermiştir.

Bunun nedeni neydi?

Deneklerin hepsi sadist duygular barındırıyor olabilir miydi?

Sebep tabii ki deneklerin sadist duygular barındırması değildi. Hatta deneklerin çoğu deney öncesi kişilik testine tabii tutulmuş, vicdani duyguları olan normal insanlardı. Burada sebep kişiler değil, insan psikolojisiydi. Milgram’a göre bunun iki sebebi vardı:

Birincisi insanların baskı altında karar vermekte zorluk çekmesidir. Karar verme yeteneği düşük kişiler, bu durumda kararı güç merciine, yani bu deneyde araştırmacıya bırakır.

Diğer bir sebep ise kişinin, kendisini bu eylemden sorumlu hissetmemesidir.

Bu bulgular ilk kez Anormal ve Sosyal Psikoloji Dergisi’nde 1963 yılında yayınlamıştır.

Daha sonrasında Milgram, 1974 yılında "Otoriteye İtaat: Deneysel Bir Bakış" isimli kitabında deneyini daha detaylı açıklamıştır.

Etik açıdan tartışmalı olan bu deney ile Milgram, 2.Dünya Savaşı’nda da gördüğümüz üzere otoritenin, büyük yıkımlara sebep olabilecek korkunç bir güce sahip olduğunu görmemizi sağlamıştır.

İnsanın zalimliğini göstermiş ve herkesin vicdanını sorgulamasına sebep olmuştur. Dünya tarihindeki en büyük suçları işleyenlerin aslında baskı ile bu kadar zalim insanlara dönüştüklerini kanıtlamıştır. Bu baskılara “dur” diyememiş hatta bunun farkına varamamış insanların, sistemin bir parçası olarak nasıl bir kötülüğe sürüklendiğini yüzümüze vurmuştur. En önemlisi ise insanın kendisi ile yüzleşmesini sağlamıştır.

Kim bu kötü insanlar?

Ya da bu kadar kötülüğe sebep olan ne?

Otorite mi?

Yoksa ona “dur” diyemeyen bizler miyiz?

Haftalığın PeP'te!

10'a giren her içerik ile 100 TL kazan!

En popüler yazar sen ol!

Okunma puanını artır, kazan!

Liderlik Tablosu'na göz at!

Bu haftanın en çok okunanları.

E-bültenimize abone ol!

Haftanın en popüler içerikleri, en çok kazananlar ve staj haberleri bültenimizde.

Gizlilik Sözleşmesi'nde belirtilen hüküm ve koşulları kabul ediyorum.