7'den 70'e Herkesin Zaafı: Şeker

Yaşam Tarzı - 11 Ekim, 2021 - Okuma Süresi: 5 Dk.

11 Ekim, 2021

7'den 70'e Herkesin Zaafı: Şeker
Kredi: Gıda bilinci (Huriye Saygılı)

Şeker bağımlılığı ve şekerin insan vücuduna olan etkileri hakkındaki bilgileri yazımda toparladım. Şekerden nasıl uzaklaşırız, bu bağımlılığı nasıl yeneriz gibi soruların cevaplarını merak ediyorsan keyifli okumalar!

Uyarıcı, bağımlılık gibi kelimeler gündelik hayata bu denli 'tatlı tatlı' yerleşmiş bir yiyecek için abartı görünse de son derece gerçek! Hatta daha ileri gidip üst seviyede şeker bağımlılığının yoksunluk krizine kadar gidebileceğini söylemek bile şaşırtıcı ama mümkün. Genel anlamda kulaktan dolma olarak un ve tuzla beraber 'üç beyaz' şeklinde nitelendirilen şeker ve türevlerinden olabildiğince uzak durulması gerektiği toplumun geneli tarafından bilinir. Kısa bir "Google Search" serüveni ise bu işin sanılandan ciddi olduğunu görmek için yeterlidir. Uzmanların çalışmaları da bu konuda oldukça yol gösterici.

Princeton Üniversitesi araştırmacıları bir grup fareyle yaptıkları deneyde tıkınırcasına şeker yemelerine izin verdikleri farelerin beyinlerinde madde kullanımına benzer şekilde dopamin seviyesinin yükseldiğini ve şeker temini kesildiğinde ise dopamin seviyesinin düşüşe geçtiğini gözlemliyorlar. Bunu takip eden süreçte deneklerin dişleri çatırdıyor, yoksunluğu işaret eden anksiyete belirtileri ortaya çıkıyor. Bir süre sonra tekrar beslenme ihtiyacı hissettiklerinde ise şekerli su ve yine şekerli yiyecekleri tercih ediyorlar. Buna çok benzer şekilde insanların da nişasta, şeker içerikli besinlerin tüketiminden sonra halsizlik, mutsuzluk hatta birçoğunda hemen sonrasında düşen dopamin sebebiyle pişmanlık gözleniyor. İnsanların bir sonraki öğünde yönelimleri ise farelere benzer şekilde yine şeker oluyor. Bu araştırmada net olarak görülüyor ki şekerin iradeyi ve beyin fonksiyonlarını kullanmayı baskılayan herhangi bir uyarıcı gibi etki gösteren karanlık bir yüzü var. Bir diğer mevzu olan yoksunluk hissini de böylelikle açıklığa kavuşturmakta.

Diğer taraftan bir dezavantaj olarak zararları konusunda bilgi sahibi olanlar dahil 7'den 70'e birçok insan doğuştan tatlıya karşı yatkın ve zaaflı durumda. Washington Üniversitesi yaptığı deneyde yenidoğanların dahi tuzluya kıyasla tatlıyı seçtğini ve hatta çocukların şekere yetişkinlerden daha yatkın olduğunu ortaya koydu. Bu durum toplumda yaygın olarak bir bağımlılık veya büyük bir sorun olarak görülmese de maalesef belirtilmeli ki: "Bu gelecekteki büyük sorunların en küçüğü!"

Şekerin sebep olduğu ve olacağı onlarca hastalık çok yakın gelecekte insanlığı beklemekte. Bununla beraber günümüzde  iyice yaygınlaşan sağlıklı beslenme modası, rövanştaki tüm sağlıklı yaşam ritüelleri geçmişe kıyasla epey yol katedildiğini gösterse de şekeri tam anlamıyla hayatından çıkarabilen kişi sayısı çok da fazla sayılmaz. Bu konuda bilinçli insanların yalnızca bir kısmı "rafine" yani işlenmiş şekerden tamamen vazgeçip meyve şekeri, bal/pekmez gibi besinlerden şeker ihtiyacını karşılarken diğer kısım ise dengeleme kültürüyle sürdürülebilir bir beslenme düzeni oturtmayı daha akla yatkın buluyor. Bu konuda hassasiyet gösterip alışveriş sırasında etiket okuyanlar günümüz gıda endüstrisinin de hem içerik hem de fiyat bakımından tamamen "sugar-free" beslenmeyi pek de kolaylaştırmadığı konusunda hak verecektir. Bunun yanı sıra çok daha ulaşılabilir fiyatlara ilgi çekici ambalajlarda ve en ön raflarda satılan tüm gıdalar palm yağından glikoz şurubuna, emülgatörlerden koruyuculara, tam bir kimya laboratuvarı. Ayrıca bu maddeler de en az şeker kadar bağlayıcı.

Peki şekere karşı koymak neden bu kadar zor?

Araştırmalar glikozun beyinde yeme arzusunu tetikleyen bölümü baskıladığını keşfetti. Yani insan beyni ne kadar glikoza ihtiyacı olduğunu ve vücuda alınan şekerin çeşidini ayırt edemiyor. Çeşidi her ne olursa olsun, bağırsakta emilen şeker karaciğerde işleniyor, gerektiği kadarı kullanılıyor ve fazlası depo ediliyor. Fakat bu depo işlemi nöronlar için geçerli değil, onlar depo edemediği için kanda hep bir miktar glikoz olsun istiyorlar. Bu sebeple sorumluluğu onlara bırakmak da tekinsiz hale gelmekte. O halde, tatmin hissi daha yüksek fakat kontrol mekanizması işe yaramaz halde olan glikozu tüketirken sınırları korumak kişisel sorumluluk halini alıyor.

Bunun nasıl başarılacağı kısmına bakarsak Norveç ve Amerika gibi ülkelerin bu konuda aldığı bazı önlemler var. Bu ülkeler; organik ürünlerin vergilerini düşürüp raf fiyatını organik olmayanlara kıyasla cazipleştirmek, sıkı ve sistematik denetimler yapmak, şeker kotası koymak gibi yöntemler uyguluyorlar.

Ülkemizde durum maalesef tam tersi. Fakat kişisel önlemler de süreçte hayat kurtarıcı nitelikte. Ek şeker içeren meyve suları yerine doğrudan taze meyve, paketli besinler yerine ev yapımı yiyecekler, etiket okumak, güne şeker ve karbonhidrat yerine meyve/sebze ve protein ağırlıklı başlamak bunlardan bazıları.

Özetlemek gerekirse Paracelsus'un bir sözü buna çok uygun olacaktır:

"Her şey zehirdir, mühim olan dozdur."

Haftalığın PeP'te!

10'a giren her içerik ile 100 TL kazan!

En popüler yazar sen ol!

Okunma puanını artır, kazan!

Liderlik Tablosu'na göz at!

Bu haftanın en çok okunanları.

E-bültenimize abone ol!

Haftanın en popüler içerikleri, en çok kazananlar ve staj haberleri bültenimizde.

Gizlilik Sözleşmesi'nde belirtilen hüküm ve koşulları kabul ediyorum.