Adolf Hitler: Bir Canavarın Sanatı

Kültür ve Sanat - 07 Haziran, 2021 - Okuma Süresi: 10 Dk.

07 Haziran, 2021

Adolf Hitler: Bir Canavarın Sanatı
Kredi: Heinrich Knirr

Dünyanın en büyük sanat hırsızlığı ile binlerce eserin yok edilmesi bir yana milyonlarca kişinin ölümünden sorumlu olan Hitler, diktatör olmadan çok önce aslında bir sanatçıydı. Gelin birlikte Adolf Hitler'i ve sanatını inceleyelim!

Daha küçük bir çocukken bile içinde sanatçı olmaya karşı duyduğu inanılmaz arzu ile Linz’de büyüyen Adolf Hitler için hayat çok başka şeyler planlamıştı. Sonsuz desteği ile arkasında annesini görmek onu nasıl cesaretlendiriyorsa babasının tokatları da cesaretini o kadar kırıyordu. Alois Hitler, katı bir memur olarak oğluna biçeceği son hayatta bile sanatın peşinden koştuğunu görmek istemiyordu. Daha fazla boş hayale kapılmasını önlemek ve onu daha istikrarlı bir hayata sokmak için teknik okula yazdırmıştı. Daha ilk senesinde babası öldükten sonra ciğerlerinin rahatsızlandığını bahane edip okuldan ayrılan Hitler, eve dönüp 1907’de ansızın ölene kadar annesine baktı.

Viyana ve Münih

18 yaşında gencecik, hırslı ve acılı Adolf; çocukluk hayallerini sonunda gerçekleştirebileceğini düşündüğü, dönemin sanat camiasının cenneti olan Viyana’ya taşındı. Bundan sonra yaşayacağı her gün biraz daha artan başarı hırsı bu şehirde yeşermeye başlamıştı. Oda arkadaşı -ve aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan dostu- August Kubizek, taşındıktan çok kısa bir süre sonra müzik okuluna kabul edilirken Hitler, Viyana’daki ilk aylarını gece geç saatlere kadar eskiz yaparak ve tonlarca kitap okuyarak geçirdi.

Taşınmadan önce başvurduğu Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nin kabul komitesi ilk sınavı geçmiş olmasına rağmen Hitler’in çizimlerinin yetersiz olduğuna karar vermişti. Başarısından son derece emin olan Hitler için bu red çok tatsız bir sürprizdi. 1908’de şansını tekrar deneyen Hitler, tekrar reddedilmişti. Komite bu sefer çizimlerini ‘’insanlara ilgisiz, ruh ve hayal gücü içermeyen’’ eserler olarak görmüştü. Hatta komiteden biri bu yeteneğini mimarlık alanında kullanması gerektiğini söyledi fakat mimarlık okuluna gitmesi için gerekli olan diploması yoktu. Yıllar sonra Kavgam’da yazdığı üzere; bu başarısızlıklarının sorumluları sanattan ve ruhtan hiçbir şey anlamayan Yahudi akademisyenlerdi.

Yılın geri kalanında ucuz kiralık odalarda hatta evsizlerin barınaklarında yaşadı. 1909’da ise nihayet ayakları üzerinde durabilecek kadar kazanmaya başlamıştı, kartpostallardan çaldığı şehir manzaralarını suluboya ve yağlıboya şeklinde turistlere satıyordu. Sonunda barınaktan çıkıp bir eve yerleşmişti; gündüzleri resim yapıyor geceleri de kitaplarını okuyup kopyalayacak bir şeyler arıyordu.

Viyana’da umduğunu bulamayan, hayal kırıklığına uğramış genç sanatçı politika ile ilgilenmeye başlamıştı. Kavgam’da antisemitik (yahudi düşmanlığı) düşüncelerinin bu dönemde yeşerdiğini iddia etse de, tarihçiler bunu yalanlıyor. Mağaza sahibi Yahudi asıllı Samuel Morgenstern, Hitler’in en sadık alıcılarından biriydi ve ona birçok bağlantıda yardımcı olmuştu. Bu yüzden, pan-cermen olmasına rağmen (Avusturya'yı da içine alacak kadar genişletilmiş bir Almanya vizyonuna kapılmıştı) o zamanlarda Yahudiler hakkında söyleyeceği övgü dolu sözleri vardı. Ancak tabii ki Viyana'da geçirdiği zaman, Hitler'in dünya görüşünü, özellikle de hitabet becerileri kadar antisemitik söylemleriyle de tanınan o zamanki belediye başkanı Karl Lueger'e olan hayranlığını şekillendirdi.

Belki de çaresizdi; paraya ve başarı hissine o kadar ihtiyaç duyuyordu ki bir gün yeryüzünden silmeye çalıştığı insanlarla iş yapması gerekiyordu.Genç Hitler; Richard Wagner operalarına, görkemli mimarilere ve grafik sanatlarına hayrandı ama resim zevki cahildi ve hep öyle kaldı. Sürüklenmek zorunda kalan her gençte olduğu gibi Hitler’in hayatı da çok daha farklı yollardan geçebilirdi tabii. Kaçırdığı fırsatların onun için en yıkıcı olanı;  anti-akademik ayrılık hareketinin bir üyesi olan grafik sanatçısı ve sahne tasarımcısı Alfred Roller'ın altında çalışma olasılığıydı. Bir kabul mektubu ile Hitler, Roller’ın kapısına tam üç kez gitti ve üçünde de tıklamaya cesaret edemeden geri döndü. Egosu onunkinden büyük olan insanlar ile pek iyi anlaşamıyor gibiydi. Aynı zamanda Hitler, görkemli bağnazlığıyla, Viyana’nın derinliklerinde çevresindekiler için bir eğlence figürüydü. Duyduğu her küçük düşürücü sözü ‘’Aşağılanan Almanya’’ için bir intikam tanrısı olma amacıyla biriktirdi.

1913’te Münih’e taşındı. Burada da Viyana’daki gibi şehir manzaralarını ve Münih'in simge yapılarını tasvir eden küçük sulu boya ve yağlı boya tablolar satarak başarı elde etti. Adolf burada ayrıca, ondan özel eserler isteyerek kendisini ayakta tutan birkaç zengin işadamı buldu. Fakat 1914’te; Linz’deyken askeriyeye kaydolmadığı için Münih polisi peşine düşünce, tüm bunların hepsi aniden sona erdi. Üstelik şu ana kadar en ufak bir başarısı dahi olmayan genç Hitler, ordunun fitness sınavını da geçemedi fakat o yılın ağustos ayında, Adolf Hitler, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden sonra gönüllü olarak orduya kaydoldu. Hitler’in acı çeken sanat kariyeri de bu şekilde son buldu. Sanat ile mücadelesi bitmiş; kavgası başlamıştı.

Birinci Dünya Savaşının bitmesiyle beraber cepheden dönen Hitler, sanattaki sınırlı yeteneğini kabul etmiş olsa bile resim yapmaya devam etti. O yıllarda Almanya’nın içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durum, Almanya’ya olan aidiyet duygusunun pekişmesine ve Yahudi nefretinin gün geçtikçe artmasına sebep oluyordu. Onu siyasi dünyaya iten o muhteşem hitabet gücü bu yeni yeşeren nefret sayesinde 1919’da DAP (Alman İşçi Partisi) -antisemitik sosyalist parti- lideri Anton Drexler tarafından keşfedilmişti. Bu yeteneği ile Hitler, 1933'te Almanya Başbakanı olana kadar; çeşitli politikacılarla, en önemlisi onu siyaset sahnesine çıkaran akıl hocası Dietrich Eckart ile tanıştı.

Sanat ile Kavgası

Hitler ve yandaşlarının Alman devletini arındırma arzuları; Yahudileri, Çingeneleri, beyaz olmayan insanları, eşcinselleri, Yehova'nın şahitlerini ve Nazi muhaliflerini yok etmekle bitmedi. Aynı zamanda ‘’Bolşeviklerin ve Yahudilerin yozlaşmış bir ürünü olan’’ modern sanata karşı hareket ederek kültürü de arındırmaya çalıştılar. Modern sanattan o kadar nefret ediyorlardı ki, Almanya'daki müzelerden 16.000'den fazla sözde yozlaşmış sanat eserine el koydular ve 1937'de bir sergi düzenlediler. Yoz Sanat Sergisi, modern sanatın itibarsız olduğu inancını pekiştirmek için çok az özenle bir araya getirilmiş gibi tasarlandı; duvarlar kötü grafitilerle karalanmış, sanat eserleri kalabalık bir şekilde dizilmiş ve resimler yamuk asılmıştı. Kalabalığa karışmak ve sanatı eleştirmek için oyuncular bile tutuldu.

Fakat umulan bulunmadı; sanatçıları küçümsemeyi amaçlayan serginin açılışına yaklaşık 2 milyon kişi katıldı. Sonraki 3 yıl içerisinde düzinelerce başka şehirlerde sergilendi ve milyonlar tarafından ziyaret edildi. Katılımcıların bazıları Nazi destekçisiydi, bazıları ise sadece bu ‘’skandalı’’ yaşamak için gidiyordu fakat çoğu yakın gelecekte Almanya’da bir daha böyle bir sergi ve eserleri görmek için son şansları olduğunu düşündükleri için katıldılar. Hitler aynı zamanda kendi onayladığı eserlerden oluşan başka bir sergi düzenledi: Das Führermuseum. 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından Yahudi asıllı sahiplerinden çalınmış ya da el konulmuş eserlerden oluşan bu sergi, Hitler’in kişisel sorunları olduğu Viyana’yı gölgede bırakmak için açılmıştı fakat diğerinden çok daha az ilgi gördü. Hitler’in dokunulmaz egosu biraz da olsa kırılmıştı.

Hitler’in Sanatı

İktidara geldikten sonra eserlerinin çoğunu yok ettiğini iddia etse de dünya çapında birçok koleksiyona dağılmıştır. Suluboya eskiz defteri ve birkaç resmi Moskova’daki Rus Devlet Arşivi’nde, savaş sonrası Amerikan ordusunun el koyduğu resimleri Berlin’deki Alman Devlet Arşivi’nde bulunuyor. Hatta Adolf Hitler’in Berlin’deki İran büyükelçisi Hassan İsfendiyari’ye armağan ettiği iki Viyana manzarası bugün Tahran’daki Bonyad Montazana Vakfı’nda sergileniyor.

Nazi sembolleri içermedikleri sürece diktatörün eserlerini satışa çıkarmak Almanya’da yasaldır. Her ne kadar yasal olsa da satışa çıktıklarında büyük tartışmalara yol açarlar, vatandaşların bir çoğu ülkelerinin bu karanlık ve rahatsız edici döneme ve şahsa ait eserlerin satılmasına karşı çıksa da müzayede evleri eserlerin tarihsel önemini savunurlar.

Tarihi ve ahlaki tartışmaların yanısıra son zamanlarda eserlerin orijinalliği de satışlardaki çok önemli bir sorun olmaya başladı, 2018 yılında 2 önemli müzayede sahtecilik endişesi yüzünden iptal edildi. Sanat eleştirmenleri Adolf Hitler’in eserlerinin dönemlerine ait yüzbinlerce eser arasında öne çıkamadıkları için tanınmalarının da zor olduğunu söylüyorlar. Ne de olsa Hitler çoğu zaman kartpostal kopyalıyordu ve bu ona özgü dokunuşları anlamayı zorlaştırdığı kadar yetenekli sahtekarların onu kopyalamasını da oldukça kolaylaştırıyor.

Kısacası, Adolf Hitler başarısız bir sanatçı oldu. Geleceğe dair tek gayesi başarılı bir sanatçı olmak olan genç bir adamın; bambaşka yollardan gidip dünyayı bir cehenneme dönüştürmesi elbette bir domino etkisinin sonucuydu ve şüphesiz ki düşen ilk parça, sanattaki başarısızlığıydı. Belki de 18 yaşındaki genç adam Viyana’da sanat akademisine girseydi dünya çok daha huzurlu bir yer olurdu..

  Adolf Hitler, Vienna, 1911-1912 

                                                    Adolf Hitler, Vienna, 1911-1912  

 

  Adolf Hitler: Bir Canavarın Sanatı

                                                    Yoz Sanat Sergisi, 1937          
 

 Adolf Hitler: Bir Canavarın Sanatı

                        Adolf Hitler, Bavyera’daki Neuschwanstein Kalesi, 1914

Haftalığın PeP'te!

10'a giren her içerik ile 100 TL kazan!

En popüler yazar sen ol!

Okunma puanını artır, kazan!

Liderlik Tablosu'na göz at!

Bu haftanın en çok okunanları.

E-bültenimize abone ol!

Haftanın en popüler içerikleri, en çok kazananlar ve staj haberleri bültenimizde.

Gizlilik Sözleşmesi'nde belirtilen hüküm ve koşulları kabul ediyorum.