Tiyatronun tarihi...

KÜLTÜR VE SANAT

Yazar: Kampüste Ne Var?

Hiç bitmeyen oyun; hayat. Hayatın içinde bir sahne... Adına tiyatro dedikleri, kimi zaman gerçeküstü kimi zaman hayal... 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde tiyatronun tarihine bir göz gezdirelim istedik. Tiyatronun doğuşunu ve evrimini kısaca özetlerken Türk Tiyatrosu’nun tarihine de şöyle kısaca bir göz attık.

Tiyatro sözcüğünün tarihi de çok eskilere dayanmaktadır. Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen “theatron”dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki “teatro” sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, duyguların ve olayların oyuncular tarafından hareket ve konuşmalarla bir sahnede, seyirciler önünde sergilenmesi amacıyla hazırlanmış gösteri olarak tanımlayabiliriz, tabii sadece minik bir tanım. Tiyatronun, oyunculuğun, sahnede olmanın ve sanatçı olmanın ve izleyiciye kattığı değeri sözcüklerle tanımlamak yetersiz kalabilir.

Günümüzdeki çağdaş tiyatronun tarihi, eski Yunan’da bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır. Tiyatro da diğer sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlın bir kolu olarak hayatımızda yerini almıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabası yatar. Tiyatro, uzun yıllar Yunanistan'da agora (alan) adı verilen meydanlarda oynandı. Oyuncular yerden biraz yüksek bir sette oyunlarını sergiler, halk da bu setin çevresinde halka halinde toplanarak oyunları seyrederdi. Oyunlar ilgi görüp tiyatro yazan büyük şairler ortaya çıktıktan sonra “amphitheatron” denilen, basamaklı büyük sahneler yapıldı. Anadolu'nun birçok yerinde rastladığımız ve en görkemli açık hava tiyatrolarından biri olan Antalya'daki Aspendos Antik Tiyatrosu açık hava tiyatrosuna örnek olarak gösterebiliriz. Halkın yoğun ilgi gösterdiği, basamaklara oturarak izlediği açık hava tiyatrolarında sergilenen oyunlar hala günümüzde de oynanmaktadır.

http://kampustenevar.com/upload/aspendos.jpg

Tiyatronun ikinci perdesi Yunanistan'dan sonra Eski Roma'da açıldı ancak tiyatroya olan ilgi yerini arenalara ve hipodromlara bıraktı. Eski Romalılar daha çok güç gösterilerine ve farklı heyecanlara ihtiyaç duyuyordu, tiyatro yerini bu güç savaşlarına bıraktı... Bir süre sonra önce Roma’ya buradan da Avrupa’ya yayılan Hıristiyanlık, hem eski Yunan Tiyatrosu’nu, hem de yeni Roma Tiyatrosu’nu yasakladı. Böylece tiyatro sanatı, aşağı yukarı bin yıl süren Orta Çağ’da unutulup ortadan kalktı. Orta Çağ karanlığı dediğimiz o yıllar sanatın birçok dalı tozlu raflarda yerini aldı. İnsanlık karanlık çağın derinliklerinde kendine çıkış yolu aradı. Kilise devletinin yıkılması, şövalyeliğin ortadan kalkması ve derebeyliklerinin yok olmasının ardından oyun yazarlarının yetişmesi, matbaanın ortaya çıkması epey zaman gerektirdi. İnsalık 1000 yıl geri girmişti, yeniden medeniyete ulaşması için gereken zaman çok da kısa değildi. Rönesans ile birlikte tiyatro yazarları, gösteri yerleri ve izleyici kitlesi giderek çoğaldı ve tiyatro Avrupa'da hızla yayıldı. Rönesans’tan bu yana, eski Yunan Tiyatrosu’nun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme gösterdi.

Türk toplumunda ise Tanzimat’a gelene kadar geleneksel tiyatro başlığı altında genellikle kukla, meddah, Karagöz, orta oyunu ve köy seyirlik oyunu gibi gösteri türleri yer alıyordu. Şarkı, dans ve söz oyunlarına dayanan geleneksel tiyatro, güldürü öğesi ön planda olan, genellikle sahnesiz ve doğmaca bir tiyatroydu. Bunlardan seyirlik köy oyunlarının kökeni ise tarih öncesi bolluk törenlerine ve ilkel inançlara uzanır. Tanzimat’la birlikte toplumsal yaşamın yanı sıra sanatta, özellikle tiyatroda da Batılı bir anlayış benimsenmişti. Türk Tiyatrosu’nun ilk eseri, 1860 yılında Şinasi tarafından yazılan ve tek perdelik bir komedi olan “Şair Evlenmesi”ydi.

http://kampustenevar.com/upload/darulbedayi.jpg

İstanbul’da ilk yerli tiyatro topluluğunu kuran Güllü Agop, Tanzimat’ın getirdiği olumlu hava içinde yetişmiş ve ilk adı “Asya Kumpanyası” olan topluluğa “Osmanlı Tiyatrosu” adını koyarak, Müslüman nüfusun daha yoğun olduğu İstanbul yakasındaki Gedikpaşa Tiyatrosu’nda temsiller vermeye başlamıştır. Müslüman Türk kadınlarının tiyatroya gitmesinin hoş karşılanmadığı bu dönemde, Güllü Agop kadınların tşyatroya gelmesi için kafesli bölmeler yaptırtmış, gene de kadınların tiyatroya gitmesinin yasaklanmasını engelleyememiştir. O dönem Osmanlı Tiyatrosu’nda; Namık Kemal, Ahmed Mithat EfendiAbdülhak HamidRecaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve yazarların yapıtları; Ahmed Vefik Paşa‘nın usta işi “Hastalık Hastası”, “Kibarlık Budalası”, “Cimri” gibi Moliére uyarlamaları; özellikle ünlü Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri; kantolar; müzikli oyunlar ve operetler sahnelendi.

Cumhuriyet döneminde, tiyatroda Batı modelini benimseyen Türkiye, gerek tiyatronun kurumsallaşması gerekse oyun yazarlığının gelişmesi bakımından önemli atılımlara sahne oldu. Tiyatroyu Türkiye’de çağdaş bir sanat alanına dönüştürme yolunda ilk büyük katkı ünlü tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul‘dan geldi. 1927’de Darülbedayi’nin başına geçen Ertuğrul, yerli yazarları yüreklendirmesiyle; izleyiciye sunduğu çağdaş çeviri oyunlarla; sahneleme, oyunculuk ve dekor kullanımında güncel anlayışı yerleştirmesiyle; yetişmelerine katkıda bulunduğu kadın ve erkek oyuncularla bugünkü Türk Tiyatrosu’nun temellerini attı.