Kıskandıran başyapıtlar

KÜLTÜR VE SANAT

Yazar: Kampüste Ne Var?

Skydeck, Chicago

Cam zeminlerden korkuyor musunuz? Beni taşıyabilir mi, başım döner mi soruları sürekli aklınızdan geçiyor, değil mi? Haklısınız ama bu manzaraya da kayıtsız kalamayacağınızı düşünüyoruz. İşte size en güzel örneklerinden bir tanesi The Ledge! Batının en yüksek ikinci binası olan Chicago’s Wills Tower’ın 103. katında cam zeminli bir kutu tadında çıkıntı bulunmakta. 1973’te SOM (Skidmore Owings Merrill) mimarları tarafından tasarlanan gökdelende dikdörtgen bölmeler üç katmanlı yarım inç cam ile birbirine yapıştırılmış. Çok güvenli olmasına rağmen ziyaretçilerin Chicago Nehri’ni görmek için attığı adımlar cesaret istiyor. Dört eyaletin ve şehrin sokaklarındaki insanların görülmesi manzarayı daha da paha biçilmez kılıyor.

Moskova Metro İstasyonu, Mayakovskaya

Bu Sovyet işçilerinin cennete bir bakışı mı diye düşünebilirsiniz. Muhtemelen öyle. Mayakovskaya 1930’larda inşa edilen Moskova Metro istasyonlarının aralarından sadece biri. Alexey Dushkin tarafından tasarlanmış ve 1938'de açılan istasyon, İkinci Dünya Savaşı'nda hava saldırısından korunmak için sığınma alanı olarak hizmet verdi. Aynı zamanda savaş sırasında uçak silahlarına ve toplantı salonlarına ev sahipliği yaptı. Modern yaşamın eksikliğine rağmen, Rus diktatör yönetimine karşı gelen Dushkin yerin 33 metre altında bir sanat eseri sergiledi. Kusursuz geometrik anlatımı, granitlerin 4 farklı gölgeli halleri ve mermerlerin oluşturduğu Sovyetler Birliği’ni gökyüzünün efendisi gibi betimleyen mimar, tüm yaptıklarıyla eseri taçlandırdı. 

30 Rockefeller Plaza, New York

RCA Binasının pırıl pırıl parlayan, loş ışıklı ve gösterişli lobisi, kendi başına bir Art Deco şaheseri. Raymond Hood'un muazzam bir biçimde tasarladığı 260 metrelik gökdelenin geri kalanı da oldukça etkileyici. 1933’te inşa edilen gökdelen, Amerikan Radyo Şirketi’nin merkezi olarak hayata geçmişti. Şu anda NBC televizyonu ve yayıncılığına ev sahipliği yapıyor. Gösterişli girişinde yürüdüğünüzde kendinizi filmlerde gibi hissedebilirsiniz. Tüm geometrik şekiller görsel bir şölen yaratıyor.

Siena Katedrali, Siena

Katedralin tasarımı kesinlikle bir şaheser... Belki de en güzel yeri - zemini - hikâyenin büyük bölümünü gizlemektedir. Bu mükemmel işlenmiş zemin,  13 ve 16. yüzyılları arasında sanatçılar ve zanaatkârlar tarafından yapıldı. Üzerinde yürümekten ziyade yukarıdan bakılmaya değer bir sanat eseridir. 

 

La Galleria Grande, Palazzo Venaria, Turin

İşte size 18. Yüzyılın en güzel tahta zemini. Görünüşü sizi yanıltabilir. Napolyon Bonapart’ın 1800’de Torino’ya girmesinden kısa bir süre sonra bu muhteşem zemin ortaya çıktı. 1837’de Galleria Beaumont’ta taşıdılar. Bugün gördüğünüz, Torino'nun eteklerindeki saray Palazzo Venaria, Filippo Juvarra tarafından tamamlanan -aynı zamanda Savoy House’un mimarı- Michelangelo Garove’un 1995’te tasarladığı orijinal zeminin kopyasını yaptı. Büyük Galeri -15 metre yükseklikte ve 80 metre genişlikte- bir zamanlar kral ve prensin dairelerine bağlıydı. 1978 yılında müze oldu ve tanıtım filmleri ve reklamlar için favori bir mekân oldu. 

Chapel of St. John the Baptist, Igreja de São Roque, Lizbon

Bu muhteşem eser, 18.yüzyılın ortalarında Rokoko akımından etkilenerek Romalı mimarlar olan Nicola Salvi ve Luigi Vanvitelli tarafından tasarlandı. 16. yüzyılda kilise, ilk kez Portekiz merkezli Cizvitler hayata geçirdi. Cizvitler, 1759'da sınır dışı edildiklerinde kilise mimari bir değer haline gelmişti bile. 

Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Bakü

Yer nerede bitiyor ya da tavan veya duvarlar nereden başlıyor? Haydar Aliyev'in 2012 yılında hayata geçirdiği Zaha Hadid Architects'in havalı iç mekânında bunlara cevap vermek zor olabilir. Hareketten esinlenerek tasarlanmış bir bina görüyoruz. Kültür Merkezi halılardan duvarlara, duvarlardan tavanlara, tavanlardan kubbelere istisnasız bir biçimde uyum sağlıyor. 

Ulu Cami, Halep

Nisan 2013'te, bu saygıdeğer caminin 11. Yüzyıldan kalma minaresi Suriye iç savaşının kurbanı oldu. Aralık 2016'daki saldırılar camiye daha çok zarar verdi. Milattan önce 715'te kurulan camii çok fazla hasar almasına rağmen, çarpıcı zemini hayatta kalabildi. Geometrik şekiller içeren taş zeminin üzerinde asırlar boyunca kaç kişi yürüdü diye düşündürüyor. Şimdilerde kurşunla parçalanmış çeşmeler, avlunun ve çevresinin karmaşıklığı bulunmakta. Aynı zamanda bitişiğindeki Hz. Zekeriyya Türbesi'ne giden özel bir yola sahip. Bu tarihi zeminin altında, bir Yunan agorası ve St. Helena'ya ithaf edilen bir Bizans katedralinin bahçesi vardır. 

Chartres Katedrali, Notre-Dame - Chartres

Katedralin döşemesinde zorluklarla yapılmış bir labirent bulunmaktadır. Dışından içe doğru 11 daireyi içeren labirent, Hristiyan din adamlarının ruhsal yaşamının seyahatini simgeler. Yaklaşık 800 yıldır görenlerini şaşkına çeviren labirent; 12,9 metre çapında, 262 metre boyunda ve 270 özel taştan oluşmakta. Fransız Devrimi’ne kadar, labirentin merkezinde Yunan mitolojisi kahramanlarından Theseus, Ariadne ve Minotor’un (Girit’te yarı insan, yarı boğa tanrı) resimleri bulunuyordu. Açıkça labirentin neyi simgelediği ortaçağ din adamları tarafından kesin olarak bilinmiyor. Gün ışığında ya da yapay aydınlatmalarla büyülü ve unutulmaz bir görüntü ortaya çıkıyor.

Fawn Evi, Pompei NA, İtalya

Birçok Antik Roma evinde olduğu gibi Fawn Evi, sokaktan görüldüğünde sade, ancak içine girdiğinizde göreceğiniz gibi muhteşemdir. Milattan sonra 79’da Vezüv Yanardağı patladığında, Fawn Evi’nin tüm duvarları ve zemini süsleyen mozaikler, volkanik küller arasında boğuldu. Bu büyüleyici mozaikler kedi balığının, mercan balığının, ıstakozların ve ahtapotun ışığın gücünün altında olduğunu, denizin canlılığını anlatmaktadır. Eserin 1830’larda hayata geçirildiği düşünülüyor. Aynı zamanda Napoli Körfezinin sahip olduğu mükemmel deniz zenginliklerinin de bir hatırlatıcısıdır. Görmek isteyenler için Napoli’deki Ulusal Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret edilebilir.