Görkemli Tapınakları ve Büyüleyici Adalarıyla: Tayland!

KÜLTÜR VE SANAT

Yazar: Burcu Karaduman

Genç yazarlarımızdan Burcu Karaduman AIESEC Global Volunteer projesi ile gittiği Tayland'ı ve deneyimlerini aktarıyor. Yediği akreplerden fillerle yaptığı su banyosunu bizimle paylaşan Burcu'nun sizin için gezi rehberi oluşturabilecek yazısı;

Tayland’a nasıl gittim? 
AIESEC ‘in Global Volunteer programı aracığılıyla. (AIESEC hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir:  http://www.aiesec.org.tr/ )
Genel olarak AIESEC size sosyal sorumluluk projesinde bulunmanızı sağlayan bir organizasyon.
İçeriğinde birçok proje barındırıyor. Bu projelerde sizin konaklama ve yeme ihtiyaçlarınızı karşılıyorlar ve siz de oradaki sosyal sorumluluk projesinde yer alıp belirli çalışmalarda bulunuyorsunuz. Tabii ki konaklama ve yeme-içme koşulları projeden projeye değişebiliyor. Bu ayrıntıyı atlamamak lazım. Güzel olan taraf ise şu ki gitmek istediğiniz projeyi kendiniz seçebiliyorsunuz. Geriye sadece onay almak kalıyor.

Tayland’ta ne yaptım? 
Proje dahilinde 6 hafta boyunca imkanlı çok kısıtlı olan bir okulda çocuklara gönüllü İngilizce eğitim verdim.

Tayland’ta vaktimi nasıl değerlendirdim?
Projem 6 hafta sürüyordu. Fakat ben 1 hafta erken gidip 1 hafta geç dönerek Tayland’ta bulunduğum süreyi 8 haftaya tamamladım.

Gitmeden önce Tayland hakkında çeşitli sayfalardan araştırmalar yaptım. Özellikle Facebook-Interrail Turkiye sayfası  bana bu konuda çok yardımcı oldu.  Ve couch buldum. Couch’um, evinin müsait olmadığını söyleyerek bana uygun bir hostel buldu. 2 gün bu hostelde kaldım ve bu süreçte de kendisi hep benimle birlikteydi. Tapınakları onunla gezdim. Tayland’ın meşhur yemeklerini ilk onunla yedim. Üstelik hiçbir şey talep etmediğim halde birçok hesabı kendisi yerime ödedi.
Bu süre içinde başka bir couch arayışlarım sürüyordu. Çünkü daha önümde koskoca 7 hafta vardı ve paramı idareli kullanmak istiyordum. Malum öğrencilik… 
Neyse ki ikinci couch’umu da buldum ve yanına gittim. Belirtmem gerekiyor ki Taylandlılar gerçekten yardımsever ve misafirperver insanlar. Fakat evin pisliğinden rahatsız olduğum, merkeze uzak olduğu ve gidip gelmek zaman aldığı için orada da sadece 1 gün kalıp ertesi gün hostelime geri döndüm. 

http://kampustenevar.com/upload/icerik1.jpg


Hostelde çok güzel arkadaşlıklar edindim. Gece herkesin dışardan döndüğü bir vakitte Korelisiyle, Taylandlısıyla, Tayvanlısıyla uzun uzun sohbetler ediyor, şakalaşıyor, gülüşüyorduk. Bazen de dışarıya birlikte çıkıyor, geziyorduk.


Velhasıl bir yandan gezip şehri keşfediyorum bir yandan da kalacak yer arayışlarım sürüyor.  Derken Interrail Turkiye sayfası aracılığıyla otelde kalan gezgin bir “arkadaş” buldum. O da benim gibi Tayland’a yalnız gelmiş ve konaklama için oteli seçmişti. Tayland’taki otellerde şöyle bir sistem var: İçerde kaç kişi kalırsanız kalın kişi başı değil sadece odaya para ödüyorsunuz. Bu gezgin arkadaşım da bana karşı koyamayacağım bir teklif sundu: “Ben de Tayland’ta yalnızım. Otele zaten parayı ödedim. İstersen gel sen de, birlikte kalırız.” Başta tereddüt etsem de bir deli cesareti aldı beni ve oraya gittim. Şunu belirtmek istiyorum ki gerçekten yeni bir yere tek başınıza gittiğinizde o özgürlük haliyle bir deli cesareti alıyor sizi.  İyi ki de gitmişim! Bu insanla hem çok güzel bir arkadaşlık kurduk, hem de beklemediğimiz bir şekilde eğlendik. 


İlk haftamı bu şekilde bitirdim ve proje günü geldi çattı. Başta bizi bir kampa aldılar. Birkaç gün gerekli eğitimi gördükten sonra  proje yerimize-eğitim vereceğimiz okullara geldik. Projeden kimileri bir aile yanında konakladı, kimisi eğitim vereceği okullarda konakladı. Ben ise Çinli bir arkadaşımla bir okulda konakladım. Bu okulda çalışan öğretmenler bizim kişisel ihtiyaçlarımızla ilgileniyorlardı. Haftanın her günü ise 1-2 saat öğrencilere ders veriyordum. Tayland’ta çocuklar gerçekten yabancı birilerini gördüğünde ilginç bir ilgiyle karşılıyorlar. Bu da çok farklı hissettiriyor, kendinizi ünlü gibi hissediyorsunuz.
Hatırlıyorum, başta bir öğrencim ona söz verdiğimde utanıp, çekinip ağlarken, sonlara doğu bana çok alışmış, her gördüğü yerde sarılıyor, büyük bir özgüvenle sorularıma cevap veriyordu.

http://kampustenevar.com/upload/tailand-child.jpg


Okuldaki hocalar annemiz-babamız gibi olmuştu. Birlikte kaldığım Çinli arkadaşım ise kız kardeşim gibi oldu. Her şeyle birlikte baş ettik. Sevindik, güldük, kimi zaman çıldırdık, kimi zaman birbirimizin omzunda ağladık.  Başta oradan buradan çıkan böcekler, kertenkeleler  bizi demoralize ederken, bir yerden sonra onlar bizim eğlencemiz haline geldi. Gezmek, yeni yerler görmek güzel ama gezinin size kattığı arkadaşlıklar, ilişkiler çok çok daha güzel ve özel. 
Ve projemi bu şekilde bitirdim.

Bazı hafta sonları gezmeye çıkıyorduk. Adalara gidiyor, turistik ve tarihi yerleri görüyorduk. Proje bitiminde de Çinli arkadaşımla kuzeye doğru “Chiang Mai”ye gititk. Burada fillerle vakit geçirdik, onları besledik, banyolar yaptırdık, jungle zipline yaptık. Pazarları, tapınakları ve diğer yerleri gezdik. Sonunda onun Çin’e dönme vakti geldi ve büyük bir hüzünle vedalaştık…
Ardından ben couchsurfing sayesinde bulduğum başka bir couch’umun evine gittim. Gördüğüm en tatlı insanlardan biriydi. Zaten Tayland’ta aksiyle karşılaşmak mümkün değil :) 
Onlarla da harika tecrübeler yaşadıktan sonra  8. haftamın sonuna gelmiş bulundum ve bana Türkiye yoları göründü….

Tayland’ta nereleri gördüm? 
Prachinburi: Proje yerimdi. Bankok’a birkaç saat uzaklıkta bir yerdi. Gelişmemiş bir yer, köy diyebilirim hatta. Burada aklımda kalan en belirgin şey şuydu: İnsanlar her yere, mağazalara, eczanelere dahi kapıda ayakkabılarını çıkarıp giriyorlardı. Sebebi ise tamamıyla saygı. Tabii, büyük şehirlerde ya da güneydeki adalarda böyle bir şeye rastlamadım.


Bangkok: Başkent. Son derece gelişmiş.


Pattaya: Turistik bir yer. Ayrıca buraya yakın bir de Kohn Larn adası var. Burada mutlaka denize girilmeli.
Pattaya’yı ziyarete giden birçok insan burada hayvanat bahçelerine de gidip kaplanlarla, fillerle fotoğraf çekiliyor. Fakat benim tavsiyem buralara gidilmemesi. Çünkü gerçekten hayvanlara çok fazla eziyet ediliyor.


Krabi: Phuket’ gibi bir ada ve çok çok güzeldi. Harika kumları, denizi… Ayrıca bir motor kiraladık ve sürekli onunla gezdik. Motor kiralamak çok yaygın buralarda. Krabi’den de Phi Phi Adaları’na tura katıldık. Gerçekten doğa harikası!


Chiang Mai: Benim en çok zevk aldığım yer burası oldu ve son gezdiğim yerdi. Öncelikle tura dahil olup filleri görmeye gittik. (Eğer fillerle vakit geçirmek istiyorsanız burasının daha uygun olduğunu düşünüyorum.. Çünkü hem bir işkenceye rastlamadım hem de kendi doğal ortamındalar hem de evcilleştirilmiş filler.)
Çok heyecan verici bir deneyimdi. Fillere banyo yaptırdık. Onları ellerimizle besledik ve birlikte gezdik. Daha sonrasında ise tur dahilinde rafting yapmaya gittik. 
Chiang Mai’de diğer bir günümüzü ise yağmur ormanları arasında jungle zipline yaparak geçirdik. Huzur vericiydi!

http://kampustenevar.com/upload/icerik3.jpg

Tayland hakkında bazı bilgiler ve tavsiyeler
Tayland hakkında gezi sitelerinden daha ayrıntılı bilgiler bulunabilir. Ama benim kendi gözlemlerime gelirsek:
Ülkenin büyük bir çoğunluğu Budist. Fakat güneye indikçe, özellikle Phuket, Krabi gibi yerlerde Müslüman oranı artıyor.
Taylandılar öyle bilindiği gibi akrep yemiyor. Bu olay biraz turistlerin ilgisini çekmek için yapılmış. Zira akrep yerseniz ücretsiz fotoğraf çekilebiliyor, hiçbir şey yemezseniz fotoğraf için 5-15 baht ödüyorsunuz. Ben hem fotoğrafımı çekildim. Hem akrebimi yedim. Nasıl yedin diye sormayın. Deli cesareti, tadı yoktu bu arada. Biraz cips gibi ağızda kıtırdayan bir şey…
Buna rağmen, proje yerinde öğretmenlerin bizi tanıştırdığı kişiler bira yanında çerez niyetine çatır çatır kızarmış arı yiyorlardı. Bana da nasip oldu Sanırım çekirge de çerez olarak yeniliyor.


Taylandlılar gece hayatına pek ilgi duymuyor. Bangkok gibi büyük, gelişmiş ve turistik yerlere giderseniz her yerde eğlenen insanlarla karşılaşıp çok güzel gece kulüpleri, barlar bulabilirsiniz ama bu insanların çoğu turistlerden oluşuyor. Ülkenin geneline baktığımızda eğlence anlayışı -en azından bizim kafamızdaki tabiriyle- pek yok. Çok fazla içki de tüketmiyorlar. Genellikle akrabalarla ya da arkadaşlarla bir araya gelip yemek yemek onların eğlence tabirini tam anlamıyla karşılıyor. Gerçekten her an her saniye bir şeyler yiyorlar.
Sokakta yemek yemek çok yaygın. Her yerde yemek arabaları görebilirsiniz. Bu yüzden de sokaklarda rahatsız edici derecede bir koku oluyor. 
Kahvaltı kültürleri bizdeki ya da Avrupa’daki gibi değil. Bana kahvaltı olarak pirinç, soslu et, tavuk gibi şeyler veriyorlardı. Onlardaki pirinç bizdeki ekmek oluyor. Proje sonunda 5-6 kilo aldığımı hatırlıyorum.!​​​​​

  • Tayland’a gelip masaj yaptırmamak olmaz. Bu işte gerçekten iyiler!
  • Çok değişik meyveleri var ve hepsi çok lezzetli. 
  • Hindistan cevizi dondurması mutlaka denenmeli.
  • Pazarları gezilmeli.
  • Suyu bile pipetle içiyorlar.
  • Çok çok ucuz diyemem. Ama Türkiye’ye nazaran daha ucuz. Özellikle de yemekleri!
  • Çok fazla tapınak var. Hepsi çok ihtişamlı ama çok fazlalar. Tavsiyem Wat Pho, Wat Phra Kaew ‘in görlmesi. Giden arkadaşlarım Pa O Don Chai yani Beyaz Tapınağı da çok övdüler fakat ben gidemedim.
  • Ve son olarak, risk alınmalı! Evet, her zaman bir tehlike var. Her zaman kötü şeyler olabilir. Fakat bazen güzel şeylerin yaşanabilmesi için de sınırların aşılması ve kesinlikle risk alınması gerekiyor… 

Benden şimdilik bu kadar, siz de gerseniz bol şanslar!

Sizin de yazılarınızın yayınlanmasını isterseniz info@askidanevar.com adresine mail atabilirsiniz.

Kaynak: Kampüste Ne Var