Eyvah sınav haftası!

EĞİTİM

Yazar: Kampüste Ne Var?

Eyvah! Sınavlar, kitaplar, notlar! 

İstesek de istemesek de sürekli bir şeyler öğreniyoruz. Beynimiz hiç boş durmuyor. O sürekli öğrenmek istiyor. Yani bir şeyi öğrenmeye, anlamaya çalışırken beynim almıyor diyerek onu suçlamamız pek de elle tutulur bir bahane değil.

Hayatımızın genelinde zaten kendimizi geliştirmek adına veyahut zorunda kaldığımız haller gibi birçok durumda, beynimizi bir şeyler öğrenmek için zorlarız. Öğrenme işi, tüm yaşantımızı kapsayan ve bir kısır döngü şeklinde ilerleyen harika bir düzenektir. Öğrenmek için koca bir ömrümüz varmış gibi görünse de insanı “Aslında o kadar kendini salmasan iyi edersin dostum, tüm iliklerinde hissedeceğin bir sınav haftası geliyor!” şeklinde surata çarpan “Sınavdan önceki son geceler” vardır. O geceler ve türevlerindeki gecelerde beynimizi olduğundan daha fazla yorarak içine alabildiğine bilgiyi doldurmaya çalışırız. 

Kendimizi sınava hazırlarken, beyne yaptığımız yüklemeler yanlış ve amacına uygun olmayabilir. Beyni etkin bir şekilde kullanmadığımızda istediğimiz sonuca da ulaşamayız. Sınav çıkışlarında çeşitli hayal kırıklıkları, pişmanlıklar yaşamamak için düzenli ve kontrollü bir şekilde ders çalışmalıyız. Nasıl mı, hemen anlatalım.

Çalışmaya başlamadan önce beyin, konunun uzunluğuna ve zorluğuna göre bilinçaltında bunu canlandırarak kaytarmak için bahaneler bulmaya çalışır. Sosyal medya, TV, yemek öğünleri, normalde kendini pek göstermeyen temizlik yapma – ortalığı toplama gibi bahanelerle çalışmaya başlama sürecini ertelemeye iter. Ders çalışmayı verimli kılacak unsurları şöyle sıralayabiliriz:

Kendine, kendi kriterlerine uygun bir çalışma planı hazırlamalısın. 

Konuları sırasıyla en önemliler – önemliler - az önemliler şeklinde ayırarak bir sisteme oturt. 

Hangi saat aralığında daha iyi çalıştığına önceden karar ver ve gün içinde planını ona göre yaparak, ders çalışmak için en uygun saate kadar tüm işlerinden kurtulup kendini sadece ders çalışmaya odakla. 

Zeigarnik etkisine göre, kişiler bitirilmemiş, sonlandırılmamış işleriyle, zihni daha çok meşgul eder ve iş bitince zihin bu meşguliyetten kendini kurtararak rahatlatır. Erteleme illetine tutulduğunda o işe başlamayı geciktirirsin. Bu da genellikle ya nasıl ya da nereden başlayacağımızı bilemediğiniz durumlarda oluyor.

Yani Zeigarnik etkisinin bize öğrettiği şu ki, ertelemeyi yenmekte kullanabilecek bir silah varsa o da bir yerden, herhangi bir yerden başlamak.

Tüm işleriniz bittikten sonra, çalışmaya hemen başlamak en önemli adımdır.  

Bir çalışma yöntemi olarak çalıştığımız metnin altını çizmek, araştırmacılara göre fayda gösteren bir yöntem değildir. Beyni daha çok kalem aramak, düzgün bir şekil çizmek gibi şeylere ittiğinden konsantrasyon da bozabilir. 

40-45 dakikalık çalışmaların arkasından kendine ufak aralar ver. 

Pes etmek üzereyken kendine beş dakika daha kuralını uygulayarak kendini zorla ve beyne yapabilirsin sinyalleri gönder. 

Kendine bir çizelge oluştur. Yapmak istediğin hedefleri bir bölüme, yaptıklarını bir yere yazarak ne kadarını gerçekleştirdiğine bakarak kendini değerlendir. 

Çok yemek yemek uyku getirdiğinden küçük atıştırmalıklar dışında fazla bir şey tüketme. Özellikle yağlı yediğiniz şeyler uykunuzu getirir, dikkati daha da dağıtır.

Çalışma yerin rahat ve çalışma araçlarının rahatça sığabileceği bir yer olmalı. Dikkatini dağıtacak telefon, internet gibi zaman alıcı şeylerden uzak durmaya çalış. Hatta kendini durduramadığın noktada istersen interneti veya bazı siteleri bir süreliğine bloklayan yazılımları da kullanabilirsin. 

En etkili kalıcı yöntemlerden biri de çağrışım yöntemidir. Çalıştığınız konular arasında ilişkiler kurmak, kodlamalar yapmak sınav anında o bilgileri daha rahat anımsamana yardım eder. 

Konumuzla da bağlantılı olarak; bir araştırmacı, “Daha iyi öğrenmenin beş tekniği” üzerindeki araştırmasında bunu S.O.D.T.İ tekniği olarak kodlamıştır. Bunlar;

1.Sev: Başarılı olmak için sevdiğin şeyleri keşfetmen ya da sahip olduğun şeyleri sevmeyi öğrenmen lazım.

2.Oku: Bobby Fischer, 12 yaşındayken dahi usta bir satranç oyuncusu sayılırken bir sene ortadan kaybolmuş ve 13 yaşında sahalara geri döndüğünde onun açılış hamlelerini görenler şaşkına dönmüş. Çünkü bu bir sene içinde 1800’lü yılların tüm satranç kitaplarını okumuş, eskilerin her türlü satranç numaralarını öğrenmiş. Kendi dili dışındaki kitapları da okurken hatta Rusça öğrenmiş çünkü en başarılı 20 isim Rus olduğu için bu dildeki kitapları kendi dilinden okumasının daha faydalı olacağını düşünmüş. Kendini keşfettikten sonra yapacağın en iyi ve en temel şey okumak, daha fazla okumak ve daha daha fazla okumaktır. İnsanlık ağacı böyle büyür. 

3.Dene: Just do it! Suyu görmeden yüzmeyi öğrenemezsin. Bir şeyleri denemekten korkma. Dokuz denemeden sonra onuncu denemede yapacaksın.

Şimdi çok zor görünse de aslında bunu daha önce çok kez yaptın; emeklerken ayağa kalkmayı denemek istedin. Defalarca yaptın ve öğrendin. 

Öğrendiklerinizi pratiğe dökmezsen teoride yaşar kalırsın. 

4.Tekrarla: Hedefe ulaşmak için hedefe ulaşmayı gerektiren şeyi sürekli tekrar etmek gerekiyor. Michael Jordan; 300 kez maç kaybetmiş, hatta en kritik maçları son saniye kaybetmelerine neden olsa dahi hiç vazgeçmeden daha çok, yılmadan denemiş ve sonunda başarılı olmuş.

5.İzle: Kendi yaptıklarını izle. Denemelerin ne ölçüde işe yaradığını ölç. Kendi gelişimini takip et.