Einstein’ın Atatürk’e yazdığı mektup

HABERLER

Yazar: Nedim Sözdinler

1930’lu yıllarda, henüz İkinci Dünya Savaşı başlamamışken Nazi zulmünden kaçan onlarca akademisyen, sanatçı, bilim insanı ve farklı uzmanlıklara sahip binlerce tanınmış isim ülkemize göçmen olarak kabul edildi. O dönemde bu kişilere Türkiye’de önemli yerlerde değerli görevler verildi. Nazi zulmünden kaçan göçmenler Türkiye’ye bilim ve sanat alanında ciddi katkılarda bulundular.

Bazıları 20.yüzyılın şartlarına ayak uydurmaya çalışan İstanbul Üniversitesi’nin ve yeni kurulmakta olan Ankara Üniversitesi’nin kürsü başkanlığına getirildi. Birçoğu da enstitülerin kurulmasına katkıda bulundular. Peki bu süreçler nasıl gelişti, arka planda ne gibi olaylar yaşandı, isterseniz biraz bunlara değinelim.


1933 yılında, Hitler’in başbakan seçilmesi ile birlikte Yahudi karşıtı hareketler, Yahudilerin Almanya ve çevre ülkelerde yaşama şartlarını oldukça zorlaştırmıştı. Pek çok Yahudi canlarını kurtarmak amacıyla yaşadıkları ülkeleri terk etmeye başlamıştı. Kaçanlardan biri de o yıllarda Bern Üniversitesi’nde profesör olarak çalışan Albert Einstein idi. Bir bahar günü College de France’da çalışmalarına devam etmek üzere Paris’e taşınan Einstein, yeni kurulmuş Fransa merkezli Yahudi Nüfusu Koruma Birliği Topluluğu (OSE)’nin onur başkanlığına getirildi. Topluluğun hedeflerinden biri de Almanya baskısı altında kalan çok sayıdaki bilim insanını kurtarmaktı.

Aynı yılın sonlarına doğru, genç Türkiye’nin başbakanlığına OSE topluluğu adına Albert Einstein tarafından kaleme alınmış bir mektup ulaşır. Mektup Almanya’da yürürlükte olan yasalar sebebiyle mesleklerini icra edemeyen bilim insanları arasından başvurular ile seçilmiş 40 profesör ve doktorun çalışmalarına Türkiye’de devam edebilmesini talep eder. Albert Einstein seçilen bilim insanlarının kurumlardan herhangi bir karşılık beklemeden çalışacağını, Türkiye’nin bu talebi kabul ettiği takdirde insani bir faaliyette bulunmanın yanı sıra bu durumun ülke adına büyük kazanç olacağını dile getirir. Mektup Başbakan İsmet İnönü’ye ulaşır ve değerlendirilmek üzere dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşat Galip Bey’e iletilir. Reşat Galip Bey’in değerlendirmesi sonucu o günkü şartlar dahilinde bu talebin kabul edilemeyeceği yönünde yanıt verilir.

Einstein’ın oldukça nazik bir dille kaleme aldığı mektubu

“Ekselansları,

OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilimciler, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.

Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,”

Prof. Albert Einstein

Yine 1933 yılında, Türkiye’de Üniversite Reformu ilan edildiğinde pek çok üniversitenin eğitim sistemi Almanya’nın başarılı olmuş modelleri örnek alınarak düzenlenmiş. Bu reform Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Alman asıllı pek çok bilim insanın da yol göstermesiyle gerçekleşmiş ve başarılı olmuş. Evet, doğru tahmin ettiniz. Bu başarı onlara ait. Einstein tarafından ülkemizde görev alması talep edilmiş olan 40 bilim insanı, başbakanlıkça reddedilmelerine rağmen o sene ülkemize tam 190 bilim insanı gelmiş! Bunun kim tarafından ve nasıl gerçekleştirildiğine dair de bir tahmininiz var mı? Mustafa Kemal Atatürk duruma bizzat müdahale edip bilim insanlarının ülkemizde istihdam edilmesini sağlamış. İran Şahı şerefine Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir ziyafete gelen bilimcileri davet edip, hepsiyle tek tek görüşmesi bu konuya verdiği önemin de en büyük göstergelerinden. Bu davette bazı bilim insanlarının İran Şahı’nın göz ve diş rahatsızlıklarına şifa olması da oldukça ilginç.

Bu defa 1948 senesine gidelim, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin üniversite reformu sonrası yakaladığı başarı ivmeler sonucunda Prof. Dr. Münir Ülgür bir eğitim çalışması için General Electric’e gönderilir ve 2,5 sene yaşayacağı Philadelphia’ya yerleşir. Hocamız, Einstein’ın o yıllarda Princeton Üniversitesi’nde görev yaptığını bilir ve pek umudu olmasa da kendisiyle tanışmak amacıyla sekreterine bir çağrı bırakır. Einstein’ın kendisini beklediğini duyunca kulaklarına inanamaz. Eşi ve 3 yaşındaki kızını da alıp ofisinde Einstein’ı ziyaret eder. Kendisinin anlatımına göre, Einstein Ülgür Ailesi’ni çok samimi ve mütevazı karşılaşmış, kızlarını çok sevmiş ve hatta dizine oturtup onunla piyano çalmış. Görüşme esnasında Einstein Atatürk’ü kastederek “Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz.” der. Hatta 1933 yılında Üniversite Reformu sırasında Atatürk’ün kendisinin de Türkiye’ye gelmesini istediğini söyler. "Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkânlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim.” diye de ekler.

Nazi Almanyası iyice büyüyüp, güçlendiği dönemlerde sık sık Türkiye’den Yahudiler için Avrupa’da bir yardım üssü olmaktan vazgeçmesini hatta daha önceden göç etmiş Yahudileri yok etmek için onları iade etmesini talep etmiş. Bizzat Hitler tarafından daha iyi bilim insanlarını ülkemize gönderme tekliflerine rağmen Türkiye bu çağrıları dikkate almayıp olumsuz dönüşler yapmış. İsmet İnönü’nün bu çağrıya “Biz, bizdeki iyiler ile yetiniriz.” cevabını vermesi oldukça gurur okşayıcı, değil mi?

Bugün Türk üniversitelerinde görev yapan, bahsedilen yabancı bilim insanlarının öğrencileri veya öğrencileri tarafından yetiştirilmiş çok sayıda profesör var. Onların attığı temeller sayesinde öğretim programlarımız modern çağa uygun hale gelmiş. Yabancı kaynakların Türkçeye çevrilmesi ile ülkemizde erişilebilen kaynak sayısı ve niteliği oldukça artmış. Üniversite reformu ile Türkiye, bilim üreten bir toplum olarak değer kazanmış ki o yıllarda özellikle uçak sanayii üzerine dünya çapında elle gösterilen işlere imza atılmış. Bu vesile ile başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Albert Einstein ve ülkemize katkılarda bulunan tüm bilim insanlarını saygıyla anmış olalım.

“Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Kaynak: Kampüste Ne Var