Bukowski - Pis moruk!

KİŞİSEL GELİŞİM

Yazar: Kampüste Ne Var?

Ya düşüncelerinin peşine düşmeyi seçersin ya da onları kabullenmeyi. İyikilerinle güçlenir, keşkelerin ile tükenirsin. Karar senin! 

Birileri için beklediğinde asla hiç kimse olamazsın.

Bukowski –pis moruk lakabıyla bilinen Amerikalı yazar- yayınlanmasına dair hiçbir umudu olmadan her gün yirmi yıl boyunca hiç vazgeçmeden yazdı. Şiirlerini küçük çaplı edebiyat dergilerine gönderdi. Barlara, küçük kafelere ve bazı dersliklere on sent için yazılarını okunması için verdi. Büyük hayaller peşinde koşmuyordu ve çok zengin olmak gibi arzuları yoktu. 

Bir süre boyunca hayatı böyle devam etti. Kimine göre sefil olarak tanımlanabilecek bir hayattı. Yazmak, içmek, sevişmek ve at yarışı oynamaktan başka şeyleri kendine mesele haline getirmedi pis moruk. Ama karşısına haliyle para kazanma durumu çıktı. 09:00 17:00 çalışma iğrençliği. Bir süre postanede bu şekilde çalıştı ancak yazı yazabilmek için düzenli iş yaşamından kurtulmak zorundaydı ama bu şekilde de parası bitecekti. Ve sonunda, Black Sparrow Press yayınevinden John Martin, ona ayda 100 dolar ödemeyi teklif etti. Bunun karşılığı olarak postaneden ayrılmasını ve sadece yazı yazmasını istedi. Bukowski, 49 yaşına geldiğinde bu teklifi kabul etti ve ilk romanına başladı. Bir ay sonra ‘Postane’yi bitirdi ve o yıl en çok satanlardan oldu ve bu büyük bir kariyer ve üne kavuştu. 

 

Yol boyunca karşısına çıkan tüm reddedilme ve başarısızlıklarla uğraştı. Çalışmalarından nefret eden tüm eleştirmenlere kafa tutuyordu. Hayatından nefret ederdi, ama yazmayı seviyordu. Tüm bu kötü dedikodular, kendisine köstek olan her şey nefret ettiği günde 9 saat çalıştığı işteyken ve geceleri yazarken oluyordu. 

Başarılı olmak için "seçilmiş" hale gelmek zordur. Kimse senin için yapmaz. Eğer bir şeyi yapmak istiyorsan bunu kendin yapmalısın. Gece bekçisinin senin için güzel dilekleri yoktur. Yalnızken ve bir şeylerle kendi başınıza mücadele ederken işi kendi başınıza yapmak, en iyi olmak zordur. 

Ama sonra çalışmaya karar verdi. Birden. Bir beklentin olmadan ilerlemenin daha kolay olduğunu anladı. “Bunu kendim yapacağım,” dedi ve yaptı. 

Sonra her şey tıkır tıkır kendiliğinden geldi. Bukowski bizlere bu konuda şunu çok iyi öğretti; bütün hayatımız boyunca debelenmemize rağmen istediğimiz şeye ulaşamayabiliriz. Her şey her zaman yolunda gitmez, yanımızda elimizde avucumuzda hiçbir şey bulamayabiliriz. Asla geçmişe takılı kalmadan ve arkana bakmadan inandığın yolda ilerlemelisin. 

“İnsanın hayatını bütünüyle harcatmamış olması önemli bir hasletmiş demek ki, kendimden biliyorum.”

Bukowski'nin yazmış olduğu sadece bir çizgi. Bazılarına göre o bir kahraman, diğerlerine göre ise aşağılık bir herif. Her iki durumda da bu adam iz bıraktı. Hayat mücadelesini, yaptığı karmaşık sadelikle çok az kişi yakalayabildi. Bukowski'yi üne kavuşturan asıl şey ne yazdıkları, ne fikirleri, ne de sansasyonel yaşamıdır. Söyledikleri her zaman basitti ama gerçekliğin gizli boyutlarını aydınlatan bir derinliği vardı. Onun ötesinde hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. Kimsenin onunla aynı fikirde olmasına ihtiyacı yoktu. Sanatı basitçe kendi gözleriyle gördüğü ve bir kâğıt üzerine koyduğu şeyle ilgiliydi. Acısı ve kahkahası. Ne eksik ne fazla. 

Kaynak: medium