Avrupa’nın Gözde Üçlüsü: Benelux

KÜLTÜR VE SANAT

Yazar: Berat Karaduman

Hepimiz üniversite hayatımız boyunca defalarca kez Avrupa tatilini ya da Erasmus’u düşünüyoruz. Bu planlar yapılırken bir yandan da nereleri gezelim, görülecek neresi vardır diye düşünmeden olmuyor. İşte tam bunları düşünürken tabi ki aklımıza hem Erasmus’un hem de çoğu Avrupa tatilinin gözde üçlüsü Benelux geliyor. Benelux adı, 1944 yılında Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un bir araya gelerek halkların ve malların serbest dolaşımı için sınırlarını kaldırmaları ve iş birliği yapmalarıyla, üç ülkenin baş hecelerinin birleşmesiyle ortaya çıkıyor. Bu üç ülkede özellikle nereleri gezmeli, neler yapmalı senin için sıraladık.

Hadi gel beraber inceleyelim…

Belçika

Belçika denince akla ilk gelen şeylerden biri başkent Brüksel’in büyük meydanı. Brüksel yalnızca Belçika’nın değil aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de başkenti sayılıyor. Brüksel Meydanı’nda farklı ülkelerden sayısız insanla karşılaşabilirsin. Meydanı farklı kılan özellikler arasında üç farklı tarz olan barok, gotik ve Louis XIV mimarilerinin yer alması ve çevredeki sokakların isimlerini yiyecek içecek isimlerinden alması bulunuyor. Bunun nedeni ise burada eskiden pazar gibi yiyecek içecek satışının yapılıyor olması. En akılda kalıcı aktiviteler ise burada düzenlenen “Çiçek Pazarı” ve ağustos ayında sergi şeklinde meydana serilen ve tamamen çiçeklerden oluşan “Tepis de Fleurs halısı”. Tabi ki Avrupa ülkelerinin en önemli bağlantısı olan tren yoluyla herhangi bir ülkeden ulaşmak oldukça kolay, yani yakın bir ülkede Erasmus yaparken gezmek kesinlikle aklında bulunsun!

Meydana çok yakın bir ara sokakta bulunan “İşeyen Çocuk Heykeli” ise kentin gözdelerinden. Fakat bu heykeli alışık olunan diğer heykeller gibi çıplak göremeyebilirsin.  Hatta belki de hiç göremeyebilirsin! Çünkü heykel yılın çoğu zamanı yapılan törenlerle giydiriliyor ve öyle sergileniyor fakat aynı zamanda heykel daha önce birden fazla kez çalınmış. Bu yüzden eğer heykeli yerinde göremezsen polise bildirmene gerek olmayabilir, çünkü duruma oldukça alışkınlar ve büyük ihtimalle çoktan harekete geçmiş olacaklar!

Ve tabi ki çikolata! Ders çalışırken aklından çıkmayan çikolataların en güzellerini Belçika’da bulacaksın çünkü Belçika waffle ve çikolataları ile oldukça ünlü. Sokaklarında gezerken birden fazla çikolata dükkanı görmen olası, istediğin birine girip ikram çikolatalarını deneyebilir hatta kendine hakim olamayıp kilolarca da alabilirsin, şikayet etmeyeceklerine eminiz. Eğer çikolata hakkında daha fazla bilgi de almak istersen “Kakao ve Çikolata Müzesi”ni kesinlikle gezmelisin. Müzede aynı zamanda çikolatadan heykeller de var! 

Belçika’da yapılacaklar listene eklemen gereken bir diğer şey ise Bruges şehrini ziyaret etmek. Şehir orta çağdan kalma oldukça dikkat çekici anıtlara sahip ve yapılardan büyülenmemek kaçınılmaz. Şehrin pazarı olarak kullanılan meydandaki çan kulesi de bunlardan biri. Kulenin tepesine tam 366 basamakla ulaşabilir ve su kanallarıyla birlikte şehrin eşsiz manzarasını izleyebilirsin.

Hollanda

Dünya çapındaki en kaliteli laleleri üreten Hollanda’da yol kenarında lale bahçelerini ve şerit şerit renk dalgalarını görebileceğin gibi, adıyla nam salmış Keukenhof bahçelerini de ziyaret edebilir, harika bir renk şöleni içinde dolaşabilirsin.

Amsterdam şehri su kanallarıyla dünyada oldukça ünlü. Bu kanallarda şehri gezip farklı mimari yapıları inceleyebilir ve manzaranın tadını çıkarabilirsin. Ayrıca eğer tatil yapacak kadar vakit bulabilirsen suda yüzen oteller kalabileceğin otel seçenekleri arasında üst sıralarda yerini alabilir. 

Gezi için önemli noktalardan biri ulaşımı ucuza sağlamak adına günlük biletler almak. Birkaç gün geçireceksen bu sayede oldukça tasarruf edebilirsin. Şehrin ünlü “Dam Meydanı”nı gezdikten sonra “Kraliyet Sarayı”nı gezebilir sonrasında da eğer Hollanda’nın tarihi ve birçok sanatçının hayata bakışını görmek istersen ülkenin en büyük sanat ve tarih müzesi olan “Rijkmuseum”u ziyaret etmek kesinlikle sana göre. Bu harika şehri gezerken dünyanın en önemli müzelerinden olan “Van Gogh Müzesi”ni gezmeyi sakın unutma! Çünkü bu müzede ünlü ressamın 200’den fazla resmi, 500’den fazla taslak çizimi ve aynı zamanda mektupları da bulunuyor.

Şehrin ünlü patates kızartmalarını denemeden Amsterdam’dan kesinlikle ayrılmamalısın. Anne patateslerinin yanında tabi ki bir hiç ama çıtır çıtır bu kızartmalar dünya çapında adını duyurmuş. Ünlü restoranlarda servis alabileceğin gibi şehri gezerken sokaklarda kağıt koniler içinde satılan meşhur kızartmaları eline alıp bu harika şehri gezmeye devam edebilirsin.

Hollanda’nın öne çıkan şehirlerinden bir diğeri ise Eindhoven. Genç nüfusun çoğunlukta olduğu bu şehir müzeleri ve ilginç mimari tasarımlarıyla oldukça popüler. Uçan daireyi andıran görüntüye sahip, mimar Louis Kalff’ın tasarımı olan “Evoluon” binasını ziyaret edebilir, bir modern sanat müzesi olan ve kendi mimarisiyle de dikkat çeken “Van Abbemuseum”u ve farklı sanat eserlerinin sergilendiği “MU Art Space”i gezebilirsin. Kendine farklı bakış açıları kazandırmak ve belki de hiç hayal etmediğin şeylerle karşılaşmak için Eindhoven birebir!

Hollanda da gezilecek bir başka şehir ise Den Haag (Lahey). Hiç izlediğin filmlerin içine çekiliyormuş gibi hissettin mi? Fazla rastlayamayacağın bir yapıya sahip “Omniversium”da bunu gerçekten de yaşayabilirsin! 180 derecelik perdesiyle film gösterimlerini büyülü hale getiren salonun en ünlü gösterimi ise dünyamızı uzaydan görebileceğiniz “A Beatiful Planet”. Şehrin önemli binalarının ve meydanlarının minyatür hallerini içeren şirin mi şirin “Madurodam”ı da gezmeyi unutmamalısın. Burada fotoğraf hileleriyle kendini şehirde dolaşan bir dev gibi gösterebilirsin!

Ülkenin önemli festivallerinden “Peynir Festivali”ni kaçırmamak da kesinlikle önemli bir tavsiye. Koca tekerlekler şeklinde üretilen dünyaca ünlü Gouda peyniri Hollanda’nın Gouda şehrinden çıkmış ve bu festival Nisan’dan Ağustos’a kadar devam ediyor. Peynir severler için altın değerinde olduğu kesin.

Lüksemburg

Benelüks’ün son durağı Lüksemburg’un başkenti de ülkeyle aynı ada sahip. Bu küçük ülke Fransa Belçika ve Almanya’nın tam ortasında yer alıyor. Yani çevre ülkelerde Erasmus yaparken bu küçük ülkeye geçmek oldukça kolay. Harika mimarilerinin yanısıra Lüksemburg, kişi başına düşen milli gelir sıralamalarında Dünya Bankası ve IMF listelerinde en başta yer almasıyla ünlü. Gelirin fazla olmasıyla birlikte ülkede yaşam standartları biraz yüksek gelebilir fakat şehir kesinlikle görülmeye değer.   

1613-1621 yılları arasında inşa edilen gotik tarzdaki “Notre Dame Katedrali” ülkenin dini yapılarının en büyüğü olarak yer alıyor. Katedralin en dikkat çekici yanlarından biri heykeltıraş Lucien Wercollier tarafından yapılan “Politik Mahkumlar” anıtı. Turist çeken bu anıtın yanısıra katedral, yönetimde söz sahibi olmuş tarihi kişiliklerin mezarlarını da içinde barındırıyor.

Petrus nehri üzerinden güvenli geçişi sağlamak için 1900’lü yıllarda inşa edilen “Adolphe Köprüsü” kent merkezi ile tren garını birbirine bağlamak için kullanılıyor. Köprü hem yaya hem araç trafiğine açık ve ülkenin bağımsızlığını simgeliyor. Nehrin üzerinde yürüyüp manzarayı ve güneşin batışını izlemek temiz havayla birleşince derslerden ve günlük hayatın dertlerinden uzaklaşıp rahatlamak için gözde aktiviteniz olabilir.

Lüksemburg’u tanımak adına gezilebilecek en önemli yerlerden biri de “The Old Quarter” bölgesi. Arnavut kaldırımlı sokakları, birçok köprüsü, büyüleyici eski evleri ve çeşitli mimarisiyle en ilgi çekici yerlerden biri olan bu bölge aynı zamanda 1994 yılından beri UNESCO Dünya mirası listesinde yer alıyor. Kendini bir masaldaymış gibi hissetmek için Lüksemburg doğru ülke!

Kayalık bir yükselti olan ve şehrin savunmasında oldukça avantaj sağlayacağı fark edilen, Kont Siegfried tarafından üzerine kale inşa edilen “Bock Casemates” (Bock Tahkimatı) şehri uzun yıllar düşman akınlarından korumuş. Kayalıkların altında çok sayıda yeraltı tüneli ve mağara bulunuyor. 1644 yılında inşa edilen tüneller ise yine UNESCO Dünya Mirası listesinde. Tünelleri ve mağaraları gezdikten sonra yapının üst kısmına çıkıp harika Petrus vadisi manzarasını izlemek de stresten uzaklaşmak adına yapabileceğin şeylerden.

2006 yılında açılan “Mudam Modern Sanat Müzesi” de Lüksemburg’un görülmeye değer yerlerinden. Aynı zamanda müze Paris’teki ünlü “Louvre Piramidi”ni tasarlayan Ming Pei’nin tasarım imzasına sahip. Yerel bir koleksiyon bulundurmayıp uluslararası alanda popüler olan sanatçıların eserlerini barındıran müze, farklı kültürlerin gözlerinden dünyaya bakman ve aynı zamanda kültürlerin ortak yönlerini görmen için harika bir fırsat.

Her yıl yüzlerce performansın sergilendiği konser salonu “Philharmonie Luxembourg” Kirchberg’de yer alıyor. Salonun mimarı Christian de Portzamparc, Lüksemburg Filarmoni Orkestrası’nın ana sahnesi olan bu binayı insanların doğal bir filtreden geçerek müziğin dünyasına geçmesi fikriyle tasarlamış. Günlük hayatın tozlarını ve çamurlarını filtreden geçerken geride bırak ve müziğin dünyasının seni alıp götürmesine izin ver, pişman olmayacağına emin olabilirsin. Yolun düştüğünde muhteşem bir tasarıma sahip bu binada yüzlerce performanstan birini izlemek gibi harika bir deneyimi es geçmemelisin.

Kaynak: Kampüste Ne Var